AŞK

AŞT

tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

AŞK İÇİN SENDE YORUM EKLERMİSİN

Ben Sana Mecburum

15/6/2007

 

 

 Hesse’den bir selam gönderiyorum:
İnsanların büyük çoğunluğu yüzmesini öğrenmeden yüzmek istemez. Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için dünyaya gelmişler; suda değil. Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar; düşünmek için değil! Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa bundan ileri bir noktaya ulaşabilir. Ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir. Böyle biri bir gün gelip suda boğulur.”
Ne dersin?
İyi yüzer misin?

BEN/BANA DAİR

Hesse üstadımın selamı için teşekkür ediyorum.
Hayat, deniz ve sorular... Hepsini birkaç cümleye sığdırmışsın. Bu kadar zor birşeyi...
Ufku nerede biteceği belli olmayan bir deniz gibidir hayat; tercihimizin dışında gelip kıyılarımıza sokulan sular gibi bizi bir oraya bir buraya götürür durur.
Bir ömür boyu bu denizin yüzeyinde kalmak isteriz; daha derinlere düşmemek, boğulmamak için yüzmeyi öğreniriz. İlk kulaçlamamız bir ağlama oluyor. Boğulmak istemeyişimizin ilk belirtisi bu. Ve sonrasında zalim biri gibi anne-babamızı kendimize esir ediyoruz. Hem çok güçlü, hem çok güçsüz... Güçsüzüz; çünkü ayaklarımızın üzerinde duramıyor, dahası konuşamıyoruz. Güçlüyüz; çünkü bütün bir aileyi etrafımızda döndürüyoruz.
Sen gibi, ben de böyle açıldım hayata.
İyi yüzebiliyor muyum?
Hâlâ yüzmeyi öğrenmekle, yüzeyde kalıp kıyıda ne var ne yok diye hayatı kulaçlamakla meşgulüm desem?
Hayat, öğreti sahiplerinin bize aktardığı kulaçlama tekniklerini yetersiz kılan bir çoğalma, bir yenilenme içinde. Edindiğiniz tekniklerle yetindiğinizde taze dalgalara yenilmeniz her zaman mümkün oluyor. Pazularınıza güç katmanız, içinize uzun soluklu nefesler taşımanız gerekiyor.
Bunu yapıyorum desem?
Her insanın doyurulmaz bir tarafı var. Kimisi iflah olmaz bir açlıkla yemeklere saldırır, kurulan her sofra içindeki açlığı kışkırtır. Kimisi yeni giysiler edinmek ister, dolaplar alamaz olur alınanları, dışarıya dökülürler. Kimisi serüven tutkunudur, evcilleşmemiştir, başını çekip alıp gitmek ister, hiç bilmediği yerlerde bir yabancı olarak güneşin altında yürür.
Bana gelince...
Benim de doyurulmaz bir tarafım var: ‘başkası’yla karşılaşma açlığı. Her tanıdığım yeni insan, bu açlığımı daha da azdırıyor. Hayata yetmediğimi, ‘başkası’yla çoğaldığımı, zenginleştiğimi düşünüyorum. Çok kişiyi kendimde toplamış biriyim. Her okuduğum roman, kitap bana benden başka olan birilerini taşımış. Bir birikimim ben... Farklı isimlerin birikimlerine kendini açmayan, onlardan korkup kaçanların, hep kendisiyle kalanların büyük bir yoksunluk içinde olduklarını düşünüyorum.
Şöyle birşey de oluyor: Tanıştığım her yeni insan ne yazık ki ‘yeni’ olmuyor. Başkalarının fotokopisi tiplerle karşılaşıyorum. Kendine has hiçbir özelliği olmayan, kısır bir çerçevede koşuşturup duran, üretilmiş, kopya edilmiş tipler...
Bu, bir yargılama değil, yazıklanmadır.
Kendimi beğeniyorum anlamına gelmiyor bu. Kendimi yeterli görmüş olsaydım, yolculuğumu durdurur, başkasıyla karşılaşma açlığını çekmezdim. Hâlâ hayata yetmiyor, içimde boşluklar taşıyorum.

SEN/BEN SANA MECBURUM”

Hep yanındayım, seni hiç bırakmayacağım” demiştin. “Mutluluklarını ve üzüntülerini seninle paylaşacağım” demiştin. İçimde kol gezen hüznümden, beni öğüten zaman değirmeninden, kalbimin kıyılarına vurup beni içine almaya çalışan anlamsızlık denizinden bahsettiğimde, bana “Seni anlıyorum” demiştin. Daha bir sürü şey söylemiştin bana. İnanmıştım. Güvenmiştim. İhtiyacım olduğu her an yanımda olacağını sanmıştım. Yanımda olup beni dinleyeceğini, beni anlayacağını, beni anlayıp bana yardım edeceğini düşünüyordum.
Yanılmışım... Söylediğin herşeyin, bana verdiğin tüm sözlerin doğru olmadığını şimdi anlıyorum. Aslında sen, tüm bunları söylerken inanarak ve isteyerek söylemiştin. Gerçekten bana yardım etmek istiyordun. Ama bilmiyordun bana yardım edemeyeceğini. Farkında değildin söylediğin yalanların. Ben de bilmiyordum. O an için bu sözleri duymaya ve bunlara inanmaya ihtiyacım vardı ve inandım. Tüm benliğimle inandım.
Ben de herkes gibi hayatımı sürdürüyor, tekdüze bir hayat yaşıyordum. Hayatın tüm donukluğuna rağmen canlılaştırmaya çalıştığım birşeyler vardı. Herşeyden çok değer verdiğim sevdiklerim, dostlarım vardı yanımda. En azından onlar için yaşamaya değerdi. Karşılaştığım her zorlukta, yaşadığım her mutsuzlukta hep “Neyse ki yalnız değilim, sevdiklerim yanımda, onlar beni dinler, beni anlar” diyordum. Ben acı çekerken bana ellerini uzatsınlar, ellerini tutayım ve yaşadığım acılar yumağından beni çıkarsınlar istiyordum. Gözlerimin derinliklerinden gelip önce kirpiklerimde tutunma mücadelesi veren, sonra bu mücadeleyi kaybedip uzun bir yola koyulan gözyaşlarıma dokunsunlar, her bir damlayı sevgiyle silsinler istiyordum. Kucaklarına başımı gömüp ağlamak ve içimdeki acıyı akıtmak istiyordum. İstediğim, bir şefkat eliydi... Yanaklarımda ve saçlarımda varlığını hissetmek istediğim bir şefkat eli...

BEN/SEN VE BEN, MUHTAÇ VARLIKLARIZ”

Sen ve ben birbirimize muhtaç değiliz” diyordu yazar, “ben ve sen muhtaç varlıklarız.”
Bir kere, hayata yetmiyoruz; üzerimize üzerimize gelen hayata çelimsiz omuzlarla karşılık veriyoruz. Bir yerlerde tökezliyor, hayatın altında kalıveriyoruz. İlk çare başkasına yürümek oluyor; acılı yüzümüzü göstermek, yürüdüğümüz kişide var olduğunu düşündüğümüz iyiliği kışkırtarak yanımıza çekmek, ona yaslanabilme imkânını bulmak oluyor.
Bu mümkün oluyor mu? Yazarı haksız çıkaran durumlar sözkonusu olsa da, başkasının beraberinde omuzlarımıza taşınan yüklerle işimizin zorlaştığı da oluyor. Ancak herşeye rağmen başkasının kalbine yakınlaşmamız, bize dokunulmuş olmasının, bir garip buluşmanın verdiği rahatlığını yaşatır bize. Muhtaçların buluşması; birbirlerine, “Biz muhtaç varlıklarız” diyebilme şansı bulmaları az birşey değil. Çünkü, “Yalnız olduğumu söyleyebileceğim bir insanı dahi bulamamanın yalnızlığı içindeyim” diyen romancının işaret ettiği yakıcı bir yalnızlık da var. İnsan muhtaç da olsa, bir başka muhtaçla birlikteyse, en azından muhtaç olduğunu söyleyebiliyor ve böylelikle öldürücü hâle gelen sessizlik dağılıveriyor. Bu sebeple yürümek, bir başkasına değmek, tanışmak ve birlikte yolculuğu sürdürmek iyi birşeydir.
Ne var ki, tanıştığımız kalplerden acımızı silecek merhemler edinmemiz mümkün değil; bunu yeniden düşünmeliyiz. Çok sahici buluşmalara rağmen, acılarımız devam edecektir. Buluşmalar acılarımızı sadece anlamlı kılabilir.

 


tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

AŞK İÇİN SENDE YORUM EKLERMİSİN

Belki..

15/6/2007

 

 

 Belki Tanrı yanlış insanlarla tanışmamızı istedi. Doğru insanı tanımadan önce,
böylece en sonunda doğru insanla tanıştığımızda, bu hediyenin ne yüce olduğunu anlamamız için. Belki mutluluk kapısı kapandığında, başkası açılıyordur. Fakat böyle zamanlarda kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki, bizim için açılan diğer kapıyı görmeyiz bile. Belki en iyi arkadaşlık, sallanan bir koltukta beraber sallandığınız, tek bir kelime etmediğiniz ve giderken bunun hayatınızdaki en iyi sohbet olduğunu düşündüğünüz kişilerde saklıdır. Belki, elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizde anladığımız doğru olabilir, fakat elimize gelene kadar, neler kaçrdığımızın farkına varamadığımız da doğrudur. Birine sevginizin tümünü sunmak, asla sizi de aynı şekilde seveceğinin garantisi değildir. Sevgiye karşılık beklemeyin; sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin. Fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun. Birine çarpılmak için bir an yeterlidir, birinden hoşlanmak bir saat ve birini sevmek için de bir gün yeterlidir... Ama birini unutmak bir ömür sürer. Görünüşe aldanmayın; kandırıcı olabilir. Zenginliğe aldanmayın; yok olup gidebilir. Sizi güldüren birini seçin. Çünkü karanlık bir günü aydınlatan tek şey bir gülümsemedir. Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun. Öyle zamanlar vardır ki, bazen birini öylesine çok özlersiniz ki, onu hayallerinizden çıkarıp, gerçek hayatta kucaklamak istersiniz. Hayal etmek istediğiniz şeyi hayal edin, gitmek istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişi olun, çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var. Ve tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız... Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun, güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar üzüntünüz, ve sizi mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun. Daima kendinizi başkalarının yerine koyun. Eğer kalbiniz acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur. En mutlu kişiler, her şeyin en iyisine sahip olanlar değildir, onlar karşılarına çıkan her şeyin değerini en iyi bilenlerdir. Mutluluk; ağlayanlar, incinenler ve çabalayanlar için vardır. Çünkü böyle insanlar, hayatlarına giren her insanın önemini takdir edenlerdir. En parlak gelecek, unutulmuş bir geçmişin üstünde yükselir. Geçmişinizdeki kalp kırıklıklarını ve hataları silemezseniz, hayatın içinde ilerleme şansınız olmaz.

 


tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

AŞK İÇİN SENDE YORUM EKLERMİSİN

Beklenen Yağmur

15/6/2007

 

 Seneler seneler önce kaf dağının ardında küçücük bir ülke varmış.Bu minicik ülkenin gururlu ama kibrli olmayan bilgin bir kralı varmış.Hep beraber alacakaranlık kuşağındaki minik ülkelerinde mutluluk içinde yaşayıp giderlermiş.

Birgün kralın kahinleri gaiplerden bir haber getirmişler:
- Kral hazretleri yarın öğleden sonra bir yagmur yağacak,sakın bu yağmurda ıslanmayın !..Çünkü;bu yağmurda ıslananlar delirecek....çıldıracak..demişler.Kral teşekkürler ve hediyelerle uğurlamış kahinleri.Bir anlamda verememiş bu işe doğrusu..?

Ertesi gün kapkara bir bulut çöreklenmiş,dağlarında nilüfer çicekleri açan bu güzel ülkenin üzerine..BEKLENEN yağmur yağmaya başlamış fütursuzca hiç bir şeyden habersiz insanların üstüne....Ve kehanet gerçekleşmiş,insanlar birer birer delirmeye başlamış..garip tuhaf hareketler yaparak kralın etrafında dolaşıp duruyorlarmış kral olduguna bile aldırmadan..Ülke dışarıdan bakıldığında büyük bir tımarhaneyi andırıyormuş adeta..

İlk zamanlar kral halinden memnunmuş,bu kadar anormal insanın içinde akıllı kalmak gizliden gizliye zevk bile veriyormuş aslında..Fakat günler geçtikçe hayat çekilmez bir hal almaya başlamış,etrafında konuşacağı,dertleşecegi,kendisini anlayan bir kişi bile bulamamak derinden yaralıyormuş kralı,kısa süre içinde sararmış solmuş,ızdırabından yataklara düşmüş......Ve acı da olsa kararını vermiş,kahinleri yeniden çagırmış saraya,bitkin bir halde dudakları titreye titreye bu yağmur demiş...bu yağmur ...bir daha ne zaman yağacak..BENDE ISLANACAĞIM....

Kral pes etmiş ama siz pes etmeyin,çünkü;akıllı olan,normal olan sizsiniz,etrafınızdaki insanların anormal olması ve çoğunlukta olması,sizin gibi düşünüp hissetmemesi ümitsizliğe sürüklemesin,direnin..savaşın..kendi doğrularınızı yaşayın,başkalarının doğrularını değil...

Bir çift gözüm var
Baktığını görmeyenlere
Karıncaları dinlemek isteyenler
Kulaklarımı alsınlar
Uykusunda gezenlere
Ayaklarımı vereyim
Ellerim karanlıkları silenlerin olsun
Kalbimide taşıyabilenlere
Satıyorum..............

 


tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

AŞK İÇİN SENDE YORUM EKLERMİSİN

Başka Şık Yok

15/6/2007

 

 

 Kışın ortasında yazdan kalma bir güne rastlamak seni rüyamda görmek gibi bir şey herhalde
Böyle bir günde evde duramazdım yazlık eşyalarımı dolaptan çıkartıp ağaçların ılık gölgeleri altında yürüyorum sıkıntılı günlerde bu gölgede oturur kendimi yeniden şarj ederdim acıktığımda ise susamlı simitle vişne suyu imdadıma yetişirdi dost arkadaş aradım ama kimse gelmezdi yanıma çimlerle konuşur sonra yatak misali üzerine uzanırdım hiç kalkmaz uyurdum uzun uzun balık tutanları izlerdim kovadakilere ise simit atardım son zamanlarımda da yanıma uğradın ya beni mesut ettin yol boyuna baktım tüm gün tam kalkacak ken yanımda
bitiverdin sonra yine konuşmaya başladık yılan hikayesine dönmüş ilişkimizden sen bitirmek istiyorsun bense devam ettirmek sen hep aynı cümleyi kullanıyorsun ben sana göre değilim soruyorum boyum kısa ise arkadaşlara söyleyeyim iki taraftan çekip uzatsınlar kilom çok ise anneme söyleyeyim makinede yıkayıp biraz çekeyim yüzüm buruşuk ise ablam buharlı ütü ile
Ütülesin kanım Bozuk İse Filimden çalıp üzerime enjekte edeyim eğer sorun başka bir şeyse yapabileceğim bir şey yok ama sana tavsiyem rahat bırak beni ya olduğum gibi sev ya sevebildiğin gibi ama başka şık yok..

tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

tao kehanet kartlarıyla ve TAROT KARTLARIYLA sorularınıza cevaplar bulun hiç bir ücret ödemeden BURAYA TIKLAYIN

AŞK İÇİN SENDE YORUM EKLERMİSİN

 

 

Gene aynı yerden yazıyorum sana... Sen aynı yerde misin bilinmez. Sevgilim gidişinin arkasından aylar geçti, yıla döndü. Belki geleceksin diye bekledim. Gelecek misin?
Giden unutulurmuş bebeğim.. Ben unutamadım, gidişinden sonra çok ağladım, sensizliğe dayanamadım, sensizlikte yandım. Sonra elime kalemimi alıp hep sana yazdım. Kitaplığımda çok şiirlerim var, çok sevdaları anlatan yazılar, hepsi sana...
Aslında sen unutulursun, gidenlerin hepsi unutulur ama ya yaşananlar... Unutmaya çalışırken hatırlana o anlar.. Sana bunları hatırlatıyorum ben unutmasam da belki sen unutmuşsundur diye... Ağlamıyorum da artık çünkü sen öğrettin bana gülmeyi, sen öğrettin bana hayatla alay etmeyi... Bana o kadar şey öğrettin ki, beni baştan yaratan sen oldun. Şimdi nasıl unutayım, kendime baktıkça hatırlıyorum seni...
Şimdi seni çok özlüyorum çok...ama biliyorum sende unutmadın beni gittiğin yerlerde...gözünde arkada olmasın sevdiğim beni bıraktığın yerde yaşıyorum seni... Sensizlikte zor çekilmiyor ama bunu bile öğrettin bana... Daha neler neler öğrettin... Tek başıma yaşayabileceğim bir aşk bıraktın bana...
Sen bana güzelliği, doğruluğu bıraktın ve bir gün beni arasan aynı yolda bulacaksın.
Senden sonra ayakta durmakta zorluk çektim, farkındasın biliyorum ara sıra yıkıldım. Şimdi ayakta durabiliyorum ama arada seni yanımda istiyorum. Bir arıyor sesini duyuyorum, yüzünü görmesem de rahatlıyorum. Sana bir defa sıkıca sarılmak istediğimi söylüyorum. Dayanamayacağını söylüyorsun. Şimdi sensiz yollardayım,gelmeyeceğini bilsem de beni bulunmayan bir dürüstlükle sevdiğini ve hep seveceğini biliyorum....